Kemaliye
• 12/3/2008 - Hac başvuruları başladı
Hac başvuruları başladı
Hac başvuruları bugün başladı. Kutsal topraklara gitmek isteyen hacı adayları, 27 Mart'a kadar il ve ilçe müftülüklerine başvurarak, kayıt yeniletecek veya ön kayıt yaptıracak. |
|
| |
AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, hacı adayları müftülüklerden veya Diyanet İşleri Başkanlığının, ''http://hac.diyanet.gov.tr'' internet adresinden alabilecekleri hac müracaat formunu, eksiksiz olarak her bir kişi için ayrı ayrı doldurulacak.
Hacı adaylarının, formda belirtilen yakınlarıyla kuraya girebilmeleri için aynı ilden ve aynı hac kategorisinden tercihte bulunmaları gerekiyor.
Müracaatlar ve çekilecek kura sonuçları 2008 yılı haccı için geçerli olacak hac kategorileri tercihi bağlayıcı olacak ve kuralar da bu tercihlere göre çekilecek.
Kesin kayıtlar esnasında da üst kategorilerden alt kategoriye geçiş izni verilmeyecek, bu nedenle hacı adaylarının bu bölümü dikkatlice doldurmaları gerekiyor.
Hacı adayı hangi ilden ön kayıt yaptırmış veya kayıt yeniletmiş ise o ilden kuraya girecek ve bundan sonraki işlemlerini de o ilden yaptıracak.
Hacı adayları, başvurudan sonra kayıt durumlarını, hac tercihlerini ve birlikte kuraya gireceği yakınlarının durumunu, internet adresinden kontrol edebilecek.
-GEÇEN YIL BAŞVURANLAR-
Geçen yıl kuraya katıldığı halde herhangi bir sebeple hacca gidemeyenler, bugünden itibaren 27 Mart'a kadar il veya ilçe müftülüklerine müracaat ederek kayıtlarını yeniletecek. Kayıtlarını yeniletmeyenlerin 2008 yılı hac ve kurası için hakkı bulunmayacak.
Kayıt yeniletenler herhangi bir ön kayıt ücreti ödemeyeceklerdir. Geçen yıl yapılan hac kurası ve tercihleri geçersiz olduğundan, hac kategori tercihi yeniden yapılacak.
Hacı adayları müracaat formuna, TC kimlik numarası yazılı olan nüfus cüzdanı fotokopisini ekleyecek.
Bu yıl ilk defa hacca gitmek üzere müracaat edecek hacı adayları, 2008 yılı hac müracaat formunu doldurarak kayıtlarını yaptıracak ve müftülüklerce belirlenecek hesaba 15 YTL ön kayıt ücreti yatıracak. Bankaya para yatırdıktan sonra doldurulacak form dilekçeyi müftülüğe vermeyenler müracaat etmiş sayılmayacak.
AA | |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 20/2/2008 - Telefondaki sabit ücrette son karar
Telefondaki sabit ücrette son karar
Türk Telekomun uyguladığı sabit ücretlere ilişkin olarak Beykoz Tüketici Hakem Heyeti tarafından verilen Beykoz Hakem Heyeti kararı ile ilgili mahkeme yeni bir karar aldı. |
|
|
|
|
|
Türk Telekomun uyguladığı sabit ücretlere ilişkin olarak Beykoz Tüketici Hakem Heyeti tarafından verilen Beykoz Hakem Heyeti kararının, İstanbul 4. Tüketici Mahkemesi tarafından iptal edildiği bildirildi.
Türk Telekom'dan yapılan yazılı açıklamada, mahkemenin bu kararıyla, Türk Telekomun "haklılığı ve uygulamasının hukuka uygunluğunun bir kez daha teyit edilmiş olduğu" ifade edildi.
Açıklamada, ''Daha önce de aynı konuda farklı mahkemeler birçok benzer karara imza atmıştı. Böylece telefon hizmetinde erişim maliyeti, bir başka deyişle, müşteriye tahsis edilen hattın her zaman konuşulabilir durumda tutulması karşılığında alınan bir ücret olan sabit ücretin hukuka aykırı hiçbir yanının olmadığı anlaşılmış oldu'' denildi.
Sabit ücretin tüketiciye geri ödenmesini isteyen Beykoz Tüketici Hakem Heyetinin kararının geçtiğimiz ay basında yer aldığı ve kesinleşmiş bir yargı kararı gibi kamuoyuna duyurulduğu aktarılan açıklamada şunlar kaydedildi:
-MAHKEME MASRAFLARI-
''Türk Telekom olarak daha önce yaptığımız açıklamalarda sabit ücret uygulamasının hukuka uygun olduğunu, bu tür Tüketici Hakem Heyeti kararlarının mahkemelerce iptal edildiğini, müşterilerimizi doğru şekilde bilgilendirmek ve korumak adına, gerekçeleri ile birlikte birçok defa açıkladığımız halde bazı çevreler, aksine yönlendirmelerine devam etmiştir. Maalesef, söz konusu yönlendirmeler, mahkeme masrafları nedeniyle ilgili müşterilerimizin daha fazla maddi zarara uğramasına sebep olmuştur.
Söz konusu Beykoz Tüketici Hakem Heyeti kararının mahkemece iptali ile artık şirketimizin bu konudaki haklılığının ve uygulamasının hukuka uygunluğunun müşterilerimizin menfaati açısından ilgili herkes tarafından anlaşılacağını umut ediyoruz.''
AA | |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 16/2/2008 - PEPSİ'ye tepkiler çığ gibi :Bu gruba ait diğer ürünler ve Bo
|
PEPSİ'ye tepkiler çığ gibi ESDER Genel Başkanı Mahmut Çelikus, içecek firması Pepsi’nin ‘Duygularını Göster’ adlı yarışmaya ‘türbanlılar katılamaz’ şartı koyması sert tepki gösterdi.
Esnaf ve Sanatkârlar Derneği (ESDER) Genel Başkanı Mahmut Çelikus, içecek firması Pepsi’nin ‘Duygularını Göster’ adlı yarışmaya ‘türbanlılar katılamaz’ şartı koyması sert tepki gösterdi. “Pepsi türbanlı-türbansız ayırımı yapıyorsa ESDER üyesi esnaflar da pepsi ürünlerini satmayarak ayırım yapacaklardır. Ta ki pepsi kamuoyundan özür dileyene kadar” dedi.
İçecek firması Pepsi’nin “Duygularını Göster” adlı yarışmanın katılım koşullarında türbanlı-türbansız ayırımı yapmasına esnaf ve sanatkârlardan sert tepki geldi. ESDER Genel Başkanı Mahmut Çelikus, Pepsi’nin insanları inançlarından dolayı ayırıma tabi tutmasını eleştirdi. Hiç kimsenin inancından dolayı hakarete maruz bırakılmaması gerektiğine belirten Çelikus, “Biz her dinden insana saygı gösteriyoruz. Pepsi de Türkiye’de bulunmak istiyorsa yüzde 99’u Müslüman bir toplumun değerlerine saygı göstermek zorundadır. Biz ESDER olarak Pepsi’yi yaptığı bu yanlıştan ötürü özür dilemeye davet ediyoruz. Aksi takdirde Pepsi ürünlerini satan üyelerimizin talepleri doğrultusunda Pepsi ürünlerine boykot uygulayacağız” dedi.
“KİMSE BULANIK SUDA BALIK AVLAMAYA KALKIŞMAMALIDIR”
Pepsi yetkililerinin “Olay denetimimiz dışında oldu” açıklamasını da gerçekçi bulmadığını ifade eden Mahmut Çelikus, yapılan uygulamanın hangi şartta olursa olsun kesinlikle tasvip edilemeyeceğini vurguladı. “Eğer Pepsi suni gündemlerle reklam yapmak istiyorsa bu ticari açıdan etik değildir” diyen Mahmut Çelikus, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ticari bir firma olan ve bu ülkenin insanından para kazanan Pepsi’nin türban tartışmalarının ticari hayata sıkıntı vereceğini görmeli. Ayrıca böyle bir polemik başlatması Türkiyemize ve ticari hayatımıza zarar vereceği aşikardır. Kimse bulanık suda balık avlamaya kalkışmamalıdır.”
TEPKİLER ÜZERİNE BİR GÜNDE ÜÇ DEĞİŞİKLİK YAPTI
Pepsi’nin başlattığı kampanyanın katılım koşullarını son bir günde üç defa değiştirdiğini söyleyen Çelikus, sözlerine şöyle devam etti: “Pepsi firması ‘Duygularını göster’ adlı kampanyanın katılım koşullarının 30. maddesinde ‘…dini, siyasi anlam teşkil eden, türbanlı, markalı ürün…’ şartı koydu. Ardından özrü kabahatinden büyük bir değişiklik yaparak aynı maddeyi şu şekilde değiştirdi: ‘….dini, siyasi anlam teşkil eden, ….dini, siyasi istismara açık ve….’ Pepsi, bugünde 30. madde de türban ve dini, siyasi anlam teşkil eden bölümler çıkartılarak, ‘…. kanuna ve genel ahlak kurallarına aykırı fotoğraflar yayınlanmayacaktır’ olarak düzeltildi. Eğer denetimden geçmediyse neden üç defa değiştirildi ve yapılan yanlış üzerine özür beyan edilmedi.”
Samanyoluhaber.com'un gündeme getirdiği skandalda, dün 13:46'da PEPSİ'den geri adım gelmişti.
Öte yandan Pepsi firmasının kampanya koşullarını değerlendiren Tüketiciler Birliği Genel Başkan Vekili Kemal Özer; “Kampanyasında ‘köpekler ve türbanlılar katılamaz’ koşulu getirerek açık bir ayırımcılık örneği sergileyen Pepsi’ye bir iyilik düşünerek, Pepsi grubuna ait Pepsi, Fruko, Tamek, Yedigün Aquafine markalı ürünler sonsuza dek tüketilemez ürünler listesine aldık.” dedi. Tüketiciler Birliği Genel Başkan Vekili Kemal Özer konu ile ilgili yaptığı açıklamada su görüşlere yer verdi:
“Alkollü ürün üretmekten sicili bozuk olan Pepsi şimdi de düzenlediği bir kampanya ile inanç sahiplerine aleni olarak hakaret etmiş ve ayırımcılık yapmıştır. Biz bunu Pepsi’nin bir kimlik ibrazı olarak kabul ediyoruz.
Emperyalist kültürün hizmetçilerinden olan Pepsi gibi bir şirketin bunu sehven yapmış olması mümkün değildir. Bu beyinlerinin içindeki inanç düşmanlığının dışa vurumudur. Bu kampanya koşulu ile şu denilmektedir. Bizi tüketmeyin. Bizde bu çağrıya cevap veriyoruz. Ey Pepsi! Ömür boyu sen boykot listemizdesin! Artık hiçbir koşulda inançlarına saldıran ve hakaret eden bir markanın hiçbir ürünü tüketiciler tarafından tüketmeyecektir.
Tüketiciler Birliği söz konusu ürünü bugün Reklam Kurulu’na götürme kararı almıştır. Öte yandan İnançlarına ve kişiliklerine hakaret edilen tüm başörtülüler İl İnsan Hakları Kurulları’na müracaat ederek bu ayırımcılık tespiti talebinde bulunmalıdırlar.”
Tuketiciler.org internet sitesinde boykot kapsamındaki Pepsi grubuna ait ürünler: Pepsi, Yedigün, Fruko, Tamek, Lay's, Ruffles, Doritos şeklinde açıklandı.
SAMANYOLUHABER.COM | |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 13/2/2008 - Kuva-yı Milliye'nin Kahraman Kadınları 1
|
ŞERİFE BACI
Rüzgârın bitmeyen uğultusu, deniz dalgalarının çıkardığı insanı ürperten sesler ve arkası bir türlü dinmek bilmeyen kar. Yıllardır böyle bir kış görülmemişti.
Rüzgar esiyor, dalgalar hırçın bir şekilde karaya vuruyor, kar, adeta düşman çizmeleriyle kirlenen toprağın ayıbını örtmek istercesine yağıyordu. Düşman çizmelerinin giremediği İnebolu, eli silah tutan bütün erkeklerini cepheye göndermiş, evlerde yaşlı erkekler, kadınlar ve çocuklar kalmıştı. Deniz yoluyla İnebolu'ya gelen cephaneler, karadan cephede savaşan askerlerimize yetiştirilecekti. Türk kadını, erkeği cephede savaşırken evinde oturamazdı. Kış, kar, fırtına, açlık onu evine hapsedemezdi. Nasıl ki barış zamanında erkeğiyle beraber tarlada omuz omuza çalışmışsa, şimdi de vatanını kurtarmak için düşmanla mücadele eden erkeğini yalnız bırakamazdı. Bu yüzden, Ayşeler, Elifler, Fatmalar, Halime'ler, koştular kağnılarına, yüklediler cephaneleri kağnılarına, sardılar küçük çocuklarını sırtlarına, koyuldular yollara.
Küre-Ilgaz dağları, kağnı gıcırtılarıyla inlemeye başladı. Bu gıcırtı yayıldı bütün Anadolu'ya, ulaştı cephedeki askerlerimize kadar. Kağnılar birdi, bin oldu, çoğaldı gittikçe, TÜRK'Ü kurtaracak ümit oldu. Fırtına, yağmur, soğuk, kar durduramadı onları. Uzadı, gitti kağnı kolları İnebolu'dan Ankara'ya oradan Sakarya'ya kadar. 1921 yılının Şubat ayının bir sabahında uyanan İnebolular, rüzgarın esmediğini, karın yağmadığını gördüler. Soğuk da biraz kırılmıştı. Kazada hemen bir hareket başladı. İnsanlar, sağa sola koşuşuyor, insan seslerine, hayvan ve çocuk sesleri karışıyordu. Öküzler, kağnılara koşuldu. Yiyecek çıkınları hazırlandı. Cephaneler, gülleler, silahlar kağnılara yüklendi. Öğle olmadan geride kalanlarla helalleşen kağnı kolundakiler, yola düzülmüşlerdi bile. Yine kağnı sesleri dağları inletmeye başladı. Kağnı kolundakiler genellikle kadındı. Mümkün olduğu kadar, birbirlerinden ayrılmadan yollarına devam ediyorlar, gece hep beraber, bir köy veya han civarında mola veriyorlardı. Kağnı kolunun en sonundaki alaca önlük kuşanmış, başına benli bir çar örtmüş olan kadın, sırtına sardığı yavrusuyla bu sefere çıkmıştı. Bu kadın, DEVREKANİ İLÇESİNİN SEYDİLER BUCAĞININ SATI KÖYÜNDEN ŞERİFE idi. Elindeki üvendiresini, zayıf öküzlere dürterken, sanki yeteri kadar beslenmemekten zayıf düşen, bu yüzden de kendisine karşı direnen hayvanlara, başladıkları bu işi mutlaka tamamlamaları gerektiğini anlatmak istiyordu. ŞERİFE, 'Açlık ve soğuk beni durduramaz. İnebolu'dan aldığım bu mukaddes emaneti zamanında yerine ulaştırmayalım' diye düşünüyordu. Sırtındaki yavrusunun, kendi çektiklerini çekmemesi için bunu başarmalıydı. İkindiye doğru, bir subaşında hayvanları sulamak için durdular. Onca kadının içinde, yaşlılığı yüzünden cepheye gidemeyen, görmüş geçirmiş bir çok savaşa katılmış, ak sakallı bir gazi vardı. Kağnı kolundaki birkaç erkekten biri olan bu ihtiyara, öbürleri 'dede' derlerdi. İhtiyar gazi hep cephede olmak isterdi. Hayat onun için cephede olmak, vatan için, din için savaşmak demekti. Zaman zaman gözleri buğulanıyor, kendisini 'Allah Allah' sesleri arasında düşmana karşı süngü hücumuna kalkan Mehmetçiklerin arasında görüyordu. Verdikleri bu kısa molada yine böyle bir rüyaya dalmak üzereydi ki bir çocuk ağlaması onu içinde bulunduğu gerçeklere döndürdü. Kağnı kolunun en sonundaki ŞERİFE, sırtındaki ağlayan çocuğunu çözüp kucağına aldı. Çocuk acıkmış olmalıydı ki biraz uzaklaşıp sırtını dönerek yavruyu emzirmeye başladı. İhtiyar gazi, başını havaya kaldırmış, gökyüzünü incelerken endişelenmişti. Kadınlara dönerek : ' Ben bu havanın durumunu beğenmiyorum, bunun sonu fırtınadır, tipidir, eğer bir başlarsa çok da uzun sürer. Bulunduğumuz yerden bir adım atamayız, hapsolur kalırız. Oysaki Kastamonu'ya ne kadar da yaklaşmıştık' dedi.
Kafile başkanı, Çanakkale'de sağ kolunu bırakarak köyüne dönen bir gaziydi. Dedeye: 'Sence fırtınanın bastırması, kaç saat sonra olur ?' diye sorunca; dede: 'Altı-yedi saati bulur zannedersem' cevabını verdi. Emzirdiği çocuğu kucağına alarak, arkadaşlarının yanına gelen gözlerinde şimşekler çakan kadın kafile başkanına : 'O halde, gece bir yerde konaklamayıp yola devam edelim. Tipi gelinceye kadar Kastamonu'ya varırız.'dedi. Öylesine kararlı konuşmuştu ki hepsi bu fikri uygun gördüler. Bir an önce Kastamonu'ya varabilmek için yola koyuldular. Bir müddet sonra ortalık karardı. Gece ile beraber soğuk da arttı. Kafiledekiler hedefe varabilmek için öküzlerini hızlandırabilmek gayesiyle üvendirelerini hayvanlara dürtüyorlardı. Hayvanlarsa, gecenin karanlığından ve sessizliğinden ürkmüşçesine yavaş gitmekte ısrar ediyorlardı. Gece yarısına doğru, gökyüzü iyice karardı. Hava büsbütün soğudu. Önce hafif bir rüzgar çıktı. Kurt ulumaları gecenin sessizliğini yırtarken ruhlara bir ürperti vermeye başladı. Kafilenin en sonundaki Şerife Kadın, içindeki bu ürperti ve korkuyu yenmeye çalışıyor, kendi kendine sorular soruyor ve cevaplarını kendisi üretiyordu. 'Cephedeki erkeği şimdi ne yapıyordu? Düşman nerelere girmişti? Yavrusu hürriyeti tadabilecek miydi?' Düşüncelerini, bazen kağnı gıcırtıları, bazen kurt ulumaları, bazen de yavrusunun sesi bölüyordu. Kızı onun her şeyiydi, erkeğinin yadigârıydı. Kağnıdaki bir kilim parçasını sırtına sardı, çocuğu üşütmemeliydi. O sırada çocuk ağlamaya başlayınca: 'Ağlama kızım, babana cephane götürüyoruz, top gülleleri götürüyoruz, o bunları atacak, düşmanları yurttan kovacak, sonra köyümüze dönecek. Yine hep beraber, mutlu ve hür olacağız. Onun için, bu güllelerin mutlaka cepheye ulaşması lazım' dedi. Her seferinde de aynı sözleri tekrar ederdi. Bu sözler sanki çocuğu uyutan bir ninniydi. Çocuk bu sözleri dinler, anlıyormuşçasına bakar, sonra yavaş yavaş gözleri kapanır, uykuya dalardı. Rüzgâr gittikçe şiddetleniyordu. Bu arada kar taneleri de atıştırmaya başladı. Gazinin söyledikleri çıkmıştı. Rüzgâr ve kar daha da şiddetleneceğe benziyordu. Daha sabah olmasına, Kastamonu'ya varmalarına hayli zaman ve mesafe vardı. Kadın, kağnısını örten yorgana yaklaşarak açtı. Yorganın altında, samanlar arasındaki top güllelerine bir anne şefkatiyle bakarak okşadı. Üzerlerini tekrar titizlikle örttü. Yorganın iki tarafını sıkıştırdı. Kar birden fazlalaştı. Göz gözü görmüyordu. Kafile başkanı: 'Kimse geride kalmasın. Birbirimizi kaybetmeyelim' diye bağırdı. Artık önlerindeki kağnıyı bile seçemiyorlardı. Rüzgârın sesi, kurt ulumaları, kağnı sesleri birbirine karışırken, hava da müthiş soğudu. Kafiledekiler tek bir şey düşünüyorlardı. Bir an önce, Kastamonu'ya varabilmek için yılan gibi kıvrılan, bir kağnının bile zor gittiği daracık yollardan, kaç saat, kaç kilometre yürüdüler, bilmiyorlardı. Tipi o kadar fazlalaşmıştı ki ilerleyemez hale geldiler. Yakınlarında mola verecek, sığınacak yer de yoktu. Onlar için durmak ölüm demekti. Ölümden korkmuyorlardı, cephaneleri yerine ulaştıramamaktan korkuyorlardı. Tipi arttıkça arttı, soğuk fazlalaştıkça fazlalaştı. Şerife Kadın, ellerinin, ayaklarının uyuşmaya başladığını hissediyordu.'Donuyor muyum?' diye düşündü. Hemen sırtından çocuğunu çözerek, top güllerinin üstünü örttüğü yorganı açtı. Güllelerin altındaki kurumuş otlardan ve samanlardan yavrusuna emin bir yatak hazırladı. Sonra yorganı itina ile örttü. Kendisi ölebilirdi ama onlara bir şey olmaması lazımdı. Onlar, memleketin geleceği için lazımdı. Üvendiresini öküzlere dürttü. Öküzler gitmek istemiyorlardı. Tekrar dürttü. Yorgun ve isteksiz öküzler tekrar yola koyuldular.
Kafilenin çok gerisinde kaldığını hissediyordu. Onlara yetişmesi lazımdı. Yürüdü, yürüdü. 'Kastamonu'ya yaklaşmış olmalıyım' diye düşündü. Ayakları, elleri büsbütün uyuşmuştu. Adım atamaz, kollarını sallayamaz hale geldi. Derin bir uyku bastırmıştı. Uyumak istemiyordu. Ama gözleri kapanıyor, göz kapaklarını kaldıramıyordu. Hâlbuki uyumaması, yürümesi, hedefe ulaşması lazımdı. Birden öküzlerin gitmediklerini, durduklarını hissetti. Onları gayrete getirebilmek için üvendireyle dürtmek istedi ama başaramadı. Adımını atmak istiyor, atamıyordu. Adeta kanı donmuştu, hiçbir şey hissetmiyordu. Ölmek üzere olduğunu anladı. Çocuğu ve top gülleleri ne olacaktı? Onları korumalıydı. Biraz sonra, sabah olunca mutlaka bir gören olur, gelip kurtarırdı. Ama o zamana kadar onları korumalıydı. 'Allah'ım, onları koru' diye dua etti. Bir elinde üvendiresi vardı. Kaskatı kesildiğini hissetti. Kelime-i Şahadet getirerek KAĞNININ ÜZERİNE SERDİĞİ YORGANA KAPAKLANDI. Sabah olup da Şerife Kadının ölüsünü ve yorganın altında ağlayan kız çocuğunu bulan Devrekânili Cemil ve Beşiktaşlı Rıfat Çavuşlar, onları Kastamonu kışlasına getirdiler. Komutan Osman Bey ve diğer Türk askerleri, şehit olan bu bacılarının başardığı büyük iş için gurur duydular. Fakat duydukları bu gurur, dökülen gözyaşlarını engelleyemedi. Genç kadının hüviyeti tespit edilerek, köyü olan Seydiler'e gömüldü. Ama onun adı ŞEHİT ŞERİFE BACI olarak kaldı. ŞEHİT ŞERİFE BACI, bu topraklarda hür olarak yaşayabilmemiz için şehit olan binlerce isimsiz kahramandan biridir. ŞEHİT ŞERİFE BACI, MİLLİ MÜCADELE' DE mermi taşıyan Türk kadınını temsil eden bir semboldür. ŞEHİT ŞERİFE BACI, Türk kadınlarına zamanı geldiğinde birer ŞEHİT BACI olmalarını söyleyen bir mesajdır. ŞEHİT ŞERİFE BACI, ÖKÜZLERİNİN BAŞINDA, ELİNDE ÜVENDİRESİYLE, ŞİMDİYE KADAR DÜNYANIN HİÇ BİR KADINININ BAŞARAMADIĞINI BAŞARAN BİR DESTANDIR...
Mustafa Sıtkı Fakazlı
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 13/2/2008 - 90 yıl önce bugün Erzincan işgalden kurtuldu
| 90 yıl önce bugün Erzincan işgalden kurtuldu |
| TBMM Başkanı Köksal Toptan, Türk milletinin, varlığına ve yurduna yönelen bütün tehditlere canı pahasına karşı koyduğunu, önüne çıkarılan engelleri her şartta aşacağını, kazandığı zaferlerle tüm dünyaya gösterdiğini belirtti. |
Toptan, Erzincan'ın düşman işgalinden kurtuluşunun 90. yıldönümü dolayısıyla mesaj yayınladı. Erzincan'ın, ortak kaderin yazıldığı Kurtuluş Savaşı'na öncülük eden illerden biri olduğunu ifade eden TBMM Başkanı Toptan, mesajında şunları kaydetti: ''Erzincan'ın düşman işgalinden kurtuluşunun 90. yıldönümünü içtenlikle kutluyorum. Türk milleti, varlığına ve yurduna yönelen bütün tehditlere canı pahasına karşı koymuş, önüne çıkarılan engelleri her şartta aşacağını, kazandığı zaferlerle tüm dünyaya göstermiştir.
Erzincanlı vatandaşlarımı bu anlamlı gün dolayısıyla yürekten kutluyor, bağımsızlığımız için mücadele eden gazilerimizi, ebediyete intikal eden aziz şehitlerimizi minnet ve rahmetle anıyorum.
AA | |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|